Biyografi
İstanbul'da Hubyar mahallesinde doğdu. Namık Kemal ile Nesime Hanım'ın oğludur. Namık Kemal oğluna Recaizâde Mahmut Ekrem'e hürmetinden dolayı "Ali Ekrem" adını verir. Hubyar Mahalle Mektebi'ne ve Sofular Mahalle Mektebi'ne devam eder. Sekiz yaşında Fâtih Rüştiyye-i Askeriyyesi'ne verilir. İkinci sınıftayken okuldan alınır. Eğitimi, Midilli'de Namık Kemal ve diğer bazı kişiler tarafından verilen özel derslerle sürdürülür. Ubeydullah Efendi'den hesap, Menemenlizade Rıfat Bey'den Türkçe ve Bogos Efendi'den Fransızca dersleri alır. Arapçayı Murat Reis Dergâhı Post-nişîni Abdullah Efendi'den öğrenir. Sıtkı Efendi'den usûl-i fıkıh ve ilm-i kelam dersleri alır. Bu ders ve okumalar sayesinde Fransız, Arap ve Fars edebiyatlarını tanıma fırsatı bulur ve daha küçük yaşlarından itibaren şiirle ilgilenir. Ayrıca avcılık, atıcılık ve askerlik talimi gibi konularda eğitilir. II. Abdülhamid, Ali Ekrem'i 13 Aralık 1888 tarihinde, Namık Kemal'in ölümünden sadece on bir gün sonra, "mabeyin kâtipliği" göreviyle saraya alır. Böylece çeşitli devlet kademelerinde sürdüreceği uzun çalışma hayatı başlar. Çeşitli okullarda verdiği dersler haricindeki en uzun süreli görevi on sekiz yıl süren mabeyin kâtipliğidir. 3 Aralık 1906 tarihinde Kudüs mutasarrıflığına, 11 Ağustos 1908'de Beyrut valiliğine, 30 Ağustos 1908'de Cezayir-i Bahr-i Sefid valiliğine tayin edilir. Bu görevinden 9 Eylül 1909'da alınır. "Cezayir-i Bahr-i Sefid vali-i sabıkı" olması hasebiyle "ma'zûliyet kanunnamesi mucibince" 28 Eylül 1325 (10 Ekim 1909) tarihli bir kararla ma'zûliyet maaşı bağlanır. Hüseyin Hilmi Paşa'nın girişimleri neticesinde, merkezi Rodos'tan Midilli'ye alınan Cezayir-i Bahr-i Sefid vilayeti valiliğine 25 Ağustos 1912'de tekrar atanır. Yunanlılar tarafından Midilli'nin işgal edilmesi üzerine esir alınarak Yunanistan'a götürülür. Eşi ve çocuklarıyla Pire'de çok sıkıntılı ve zor şartlar altında yaşarlar. Venizelos'tan alınan izinle ailesiyle birlikte esaret hayatından kurtularak İstanbul'a dönerler. Darülfünun'un yanı sıra Galatasaray Lisesi, İstanbul Mekteb-i Sultanisi, İnas Darülfünunu ve Maltepe Askerî Lisesi gibi bazı okullarda hocalık yapar. Darülfünun'da Nazariyat-ı Edebiye, Şerh-i Mütûn; Galatasaray ve Maltepe Askerî Liselerinde ise edebiyat dersleri verir. Ayrıca Darülbedayi'e bağlı Tiyatro Meslek Mektebi'nde ve Ermeni Mektebi'nde çalışmıştır. Ali Ekrem hayatının son döneminde gırtlak kanserine yakalanır. Radyoloji Enstitüsü'nde ve Fransız Hastanesi'nde tedavi görür. 27 Ağustos 1937 tarihinde vefat eder. 1894 yılında, Zeynep Celile Hanım'la evlenen Ali Ekrem'in Mehmet Kemâl Cezmi, Ayşe Masume, Hatice Selma ve Fatma Berâat adlarında dört çocuğu vardır. Şiir denemelerine dokuz yaşındayken başlar. "Dağ" başlıklı ilk yazısı 1890 yılında Resimli Gazete'de; ilk şiiri ise "Kumru" adıyla Mirsad'da yayımlanır. "İlham" ve "A(yın). Nadir" takma adlarını kullanır. 1894 yılında Hüseyin Kâzım ve Tevfik Fikret ile Mâlumat mecmuasını çıkarır. Servet-i Fünûn'un öncülerindendir, ancak saraydaki görevi, başta Tevfik Fikret olmak üzere diğer bazı Servet-i Fünûn şair ve yazarlarının tepkisini çeker. Ahmet Mithat Efendi'nin "Dekadanlar" suçlaması üzerine Servet-i Fünûncularla Ahmet Mithat Efendi, Mehmet Celal, Ahmet Rasim ve Halil Edip gibi isimler arasında 1897-1900 yılları arasında yaşanan polemiğin şiddetini kaybettiği bir dönemde bu kez Servet-i Fünûn'un kendi içinde birtakım problemler yaşanır. Ali Ekrem, "Şiirimiz" başlıklı yazısında özeleştiri yaparak Servet-i Fünûn'a yöneltilen eleştirilerin tamamen haksız olmadığını, kendilerine çekidüzen verirlerse, başkalarının olumsuz tepkilerine maruz kalmayacaklarını dile getirir. Yazı, Tevfik Fikret tarafından sansürlenerek Servet-i Fünûn'da (1316/1900) yayımlanınca ipler kopar. "Bundan sonra âsâr-ı sâire-i âcizanemi de Mâlûmât'ınızın sahifelerinde görmekle memnun olacağım beyim efendim." diye biten 27 Teşrinisânî 1316 (10 Aralık 1900) tarihli kısa bir mektupla birlikte yazısını Baba Tahir'in Musavver Malûmat dergisinde yayımlatır ve yanına H. Nazım (Ahmet Reşit)'ı da alarak Musavver Malûmat'a geçer. Onları Menemenlizade Tahir ile Samipaşazade Sezai takip eder. Bu olay üzerine Servet-i Fünûn ile Musavver Malûmat arasında uzun süren bir polemik patlak verir. Sarayın araya girişiyle tartışma biter, ancak Ali Ekrem'in yazı hayatı da 1908'e kadar sekteye uğrar. 1897 Türk-Yunan Savaşı üzerine yazdığı "Vasiyet" Ali Ekrem'in en güzel şiiri olarak kabul edilir. İbnülemin Mahmut Kemal İnal "Bütün asarı bu manzumeden ibaret olsa Ekrem Bey, şairim diyenlerin pek çoğuna meydan okuyabilir" yorumunda bulunur. Ali Ekrem, Fikret'le başlayan nazmı nesre yaklaştırma ve basit halk hayatı sahnelerini hikâye eden realist şiirler yazma yolunda başarılı bazı örnekler vermiş ve tahkiye ve konuşmada Mehmet Akif Ersoy'a öncülük etmiştir. Sadettin Nüzhet Ergun, onun en büyük muvaffakiyetini nesrinde görür ve yeknesaklıktan uzaklaşmak için Avrupaî ifadeye kaçmadan, millî zevk dahilinde muvaffakiyet göstermiş iyi bir nasir, olduğu düşüncesini savunur. 1908 sonrasında genellikle millî ve toplumsal konular üzerine yoğunlaşır. Servet-i Fünûn şairlerinde görülen başkalarının ızdıraplarına kayıtsız kalmama durumu, Tevfik Fikret gibi onda da çok yoğundur. Bu nedenle edebî hayatının ikinci safhasında sosyal konular ve gündelik hayat sahneleri üzerinde daha çok durur. Zamanla Servet-i Fünûn'un ağır ve ağdalı dilinden kısmen uzaklaşıp hece vezniyle millî konulu şiirler yazar. İkinci Meşrutiyet'ten sonra basılan Ordunun Defteri, Ana Vatan, Vicdan Alevleri; hatta çocuklar için yazdığı Şiir Demeti'ndeki manzumeleriyle bir 'vatan şairi' görünümündedir. Bununla birlikte, dil anlayışı 1911 yılından itibaren Genç Kalemler tarafından savunulan "Yeni Lisân" çizgisinden çok uzaktır. "Lisân-ı Osmanî" adlı manzum eserinde ortaya koyduğu görüşleri ile aynı dönemde yazılan Ziya Gökalp'in "Lisan" şiirinin teması arasında tam bir zıtlık vardır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra tiyatroyla ilgili çeşitli faaliyetlere katılır, tiyatro eserleri kaleme alır. Tiyatroyu tarih, roman, hatıra ve mektupla birlikte fikir eserlerinden kabul eder. 1914 yılında İstanbul'da Andre Antoine'ın gözetiminde kurulan konservatuvara onun teklifiyle "Darülbedayi" adı verilir. Tiyatro eserlerinden Bâria kitap olarak yayımlanmış ve sahnelenmiştir. Sukut ve Mama Dadım Darılır tefrika olarak kalan oyunlarıdır. Yavuz Sultan Selim ile Köse Daniş ve Kumpanyası tanıtılmış, ancak kısmen yayımlanabilmiştir. Kaynak: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/bolayir-ali-ekrem
Şiirleri
0Bu şaire ait henüz şiir bulunmamaktadır.
