Biyografi
Halit Fahri, 13 Temmuz 1891’de [R.1307-H.309] İstanbul’da doğar. Baba tarafından büyük dedesi Sa‘diyye şeyhi Rusçuklu Yahyâ Efendi’dir. Babası tıp, tarih, tiyatro ve şiir olarak basılı pek çok eseri bulunan Mehmed Fahri Paşa, annesi Zehra Hanım’dır (Parlatır, :18). Yedi yaşında annesini kaybeden Halit Fahri, Zeyrek ve Vefa semtlerindeki mahalle mekteplerinde başladığı eğitim hayatını, Sultanahmet’teki Tefeyyüz Mektebi’nde devam ettirir. Bakırköy Rüşdiyesi’nden sonra Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’ne yatılı olarak girer (1904). Fakat hastalanınca öğrenimine ara vermek zorunda kalır. Hava değişimi için bir süre Filibe’deki amcası Ali Hilmi Bey’in yanına gider. Dönüşünde Mekteb-i Sultânî’ye, arkasından İstanbul Dârülfünun’u Fransız Dili Şubesi’ne devam eder. 1916’da Edebiyat Şubesi’nden imtihanla öğretmenlik hakkı alınca Muğla Sultânîsi’ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edilir. Bir yıl sonra görevi Konya Sultânîsi’ne nakledilir. 1918 senesinde Vefa Sultânîsi’ne geçer. Emekliliğine kadar (1956), Kadıköy, Galatasaray, İnönü ve Atatürk Kız liseleri olmak üzere İstanbul’un değişik okullarında öğretmenlik yapar. Emekli olduktan sonra gazeteciliğe ağırlık veren Halit Fahri, vefatına kadar gazete yazılarına devam eder. 23 Şubat 1971 günü kalp krizinden İstanbul’da vefat eder (Acehan, 2001: 14). Mezarı, Zincirlikuyu kabristanındaki L adası 117 numaradır. Çocukluğundan beri edebiyata meraklı olan Halit Fahri’nin yaşı ilerledikçe bu ilgisi daha da artarak devam eder. Şiire ve nesre olan temayülünü ailesinden alan Halit Fahri, Galatasaray Lisesi’nden edebiyat öğretmeni Ali Kâmi Akyüz’ün yazdıklarını kontrol etmesiyle daha da güven sahibi olur. Onun ilk yazısı, Mekteb-i Sultani’nin aynı zamanda yayın organı da olan Traje mecmuasında Mart 1910'da yayımlanan “Fâcia-i Beşerden Bir Levha” başlıklı yazısıdır. İlk manzumesi ise “Mâzideki Aşk İçin Sana” adıyla Rübâb dergisinde yayımlanır (1912). İtiraf adlı tiyatrosunu da yayımladığı Rübab, Şahabettin Süleyman’ın rehberliğinde yaptıkları ilk kalem tartışmalarını da yaşadığı dergidir. Devamında Kehkeşan, Alemdar, Yeni Mecmua gibi gazete ve dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlanır. Bu yıllarda tiyatro ile de yakından ilgilenmeye başlayan Halit Fahri, Dârülbedâyi-i Osmânî’yi kurmakla görevlendirilen André Antoine’ın da üyeleri arasında bulunduğu jüri önünde Abdülhak Hâmid’in Nesteren ve Şahâbeddin Süleyman’ın Kırık Mahfaza’sından iki sahneyi canlandırır. Jüri tarafından yapılan değerlendirme sonucu başarılı bulunan Halit Fahri, 14 Temmuz 1914 günü Dârülbedâyi-i Osmânî’ye kaydolur. Aynı yıl Antoine’ın yazmış olduğu bir lâyihayı Fransızcadan Türkçeye tercüme eder. Hemen bir yıl sonra Baykuş adlı piyesi yayımlanır. Kaleme aldığı bu piyes, Dârülbedâyi’de oynanan ilk Türk dramı unvanını kazanır. Daha sonra Dârülbedâyi’den ayrılır (Özgül, 1986: 13). Ziya Gökalp ile tanışmasından sonra Yeni Mecmua’da toplanan Hececiler arasına katılan Halit Fahri, Yeni Mecmua’nın kapanması üzerine on sekiz sayı devam edecek olan Şair Nedim dergisini çıkarır (1919). Şair Nedim, yayın hayatına son verince İfham, Büyük Mecmua, Temaşa ve Peyâm-ı Sabah’ta yazmaya devam eder. 1920 yılında İnci, Ümit, Alemdar ve Servet-i Fünun’da yazıları çıkar. 1926 senesinde, yazılarını yayımlatmak için bin bir sıkıntı çektiği Serveti Fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğünü Hüseyin Siret’ten devralır. Şairin, 16 Mart 1943 gününe kadar devam edecek olan bu görevi, yayın hayatındaki en parlak dönemini yaşadığı yıllardır. 6 Aralık 1928 günü gerçekleşen Servet-i Fünun’un, Uyanış adını almasında onun da inkâr edilmez bir katkısı vardır. Roman ve tiyatro türünde de eserleri olmasına rağmen daha çok şairliği ile ön plana çıkan Halit Fahri, Fecr-i Âtî edebî hareketi döneminde kalem oynatmaya başladığı için olsa gerek ilk şiirlerinde, gerek dil gerek duyuş bakımından bu edebî anlayışın etkisinde kalır. İlerleyen yıllarda ortaya çıkan milliyetçilik hareketinin de etkisiyle millî ve hamasî duyguları işleyen şiir yazma anlayışına katılır. Cenk Duyguları adını taşıyan şiir kitabının bu anlayışın ürünü olarak ortaya çıktığı düşünülebilir. Bu fikir ve düşüncelerini ihtiva eden Efsâneler (1919) izler; bu şiirlerinde, Doğu mitolojisine ait bol unsurlar vardır (Aktaş, 2004: 345). 1921 senesinde o çok bilinen “Aruza Veda” manzumesini kaleme alsa da aruzu tamamıyla bıraktığı düşünülemez. Çünkü 1922 yılında neşredilen Gülistanlar Harabeler isimli kitabında yer alan şiirlerin pek çoğu, veda ettiğini ifade ettiği aruz vezniyle kaleme alınmıştır. Hatta Cumhuriyet’in ilanını takip eden ilk yıllarda kaleme aldığı bazı şiirlerinde yine aruzu kullandığı da görülür. Fakat 1931 senesinde yayımladığı Balkonda Saatler adlı kitabıyla da tam anlamıyla heceye yöneldiği düşünülebilir. Şairin zaman zaman da olsa serbest şiiri denediği olmuştur. Roman türünde pek iddialı olmayan Halit Fahri, tiyatroda özellikle Baykuş isimli piyesi ile kendisinden söz ettirmiştir. Anı/hatıra kitapları ise, sadece edebiyatçılar için değil, sosyoloji gibi içtimai konulara ağırlık veren alanlar için de vazgeçilmez bir kaynak hüviyetinedir. Kaynak: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/ozansoy-halit-fahri
