Edebiyatımız
← Ana Sayfa
Melih Cevdet Anday

Melih Cevdet Anday

5 Temmuz 1331 - 28 Kasım 2002

Biyografi

5 Temmuz 1331 (1915)’de Çanakkale’de dünyaya geldi. Asıl ismi Muzaffer Melih’tir. İbrahim Cevdet ve Hatice Nadide çiftinin dördüncü oğlu olan Muzaffer Melih’in, İstanbul-Fatih nüfusuna kaydı doğumundan iki yıl sonra -03.10.1333 tarihinde- yapıldığından kaynaklarda doğum yeri İstanbul olarak belirtilmektedir. Köklü ve imtiyazlı bir aileye mensup olan şairin, büyük dedesi Osmanlı ordusunda Mirlivalığa (Tuğgeneral) kadar yükselen Mehmet Raşit Paşa (d. İst. 1257/1841), Osmanlı Devleti’nin ilk eczacı paşası olmak gibi bir seçkinliğe de sahiptir. Mehmet Raşit Paşa ve Emine Hanım çiftinden dünyaya gelen Şevket Bey (d. 1279/1863) ve Mehmet Kadri Anday (d. 1290/1874) da Osmanlı sosyal yaşamındaki yenileşme sürecinde önemle rol oynamış isimlerdir. Şevket Bey, İbrahim Cevdet’in babası ve Muzaffer Melih Anday’ın (Melih Cevdet Anday’ın) dedesidir. Büyük amcalarının ilki olan Mukim Paşa, II. Abdülhamit’in özel doktoru; Mehmet Kadri ise, tıp eğitimi için gittiği Fransa’da İttihat ve Terakki’nin gizli yazışmalarını da düzenleyen önemli bir isimdir. 1290/1874’te doğan Mehmet Kadri, Melih Cevdet’in yetişmesinde ve ailenin Anday soyadını almasında belirleyici isim olmuştur. Mehmet Kadri Anday, Türk Tıp Tarihinde ilk çocuk hastalıkları uzmanı ve Çocuk Hekimleri Encümeni’nin (Pediatri Kurumunun) kurucu başkanı gibi görevler de üstlenir. 1923’te ilkokul öğrenimine, Kadıköy, Mühürdar’da, 35. İlk Mektepte başlayan Muzaffer Melih Anday, ortaokula Kadıköy Sultanisi'nde devam eder. "Tepegöz Hayri” adı ile de ilk kalem denemelerine bu yıllarda başlar. 1930’da babasının tayini dolayısıyla Ankara’ya giden Melih Cevdet ortaokulu ve liseyi Ankara Erkek Lisesi’nde tamamlar. Orhan Veli ve Oktay Rifat’la da bu okulda tanışır ve Sesimiz dergisinin yazarlar kadrosuna katılır. 1934’te liseden mezun olan Muzaffer Melih Anday, önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde daha sonra aynı üniversitenin Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde yükseköğrenime başlar ancak öğrenimini tamamlamaz. Devlet Demiryollarında 2-5 Memuru olarak 1 Eylül 1936’da göreve başlayan şair, Kasım 1936’da Garip üçlüsünü bir yıl sonra edebiyat kamuoyuna tanıtacak olan “Ukde” isimli şiirini Varlık dergisinde yayımlar. Ağustos 1937’de Devlet Demiryollarının olanakları ile Belçika’nın başkenti Brüksel’e gider ve üç ay gibi kısa bir süre sonra (Kasım 1937’de) yurda dönmek zorunda kalır. Melih Cevdet Anday’ın Kasım 1936’da yayımlanan “Ukde” isimli şiiri, Garip üçlüsünün de Varlık dergisinde yayımlanan ilk şiiri olma özelliği gösterir. Nahit Sırrı Örik tarafından edebiyat kamuoyuna ve Varlık dergisinin sahibi Yaşar Nabi Nayır’a önerilen üçlünün ilk şiirleri, Yaşar Nabi’nin “...şiirimize getirdikleri yeni havayı daha iyi belirtecektir.” cümlesi ile edebiyat kamuoyuna tanıtılır. Bu tanıtma yazısı daha sonra Garip şairlerine yönelik yapılacak eleştirilerde bir açar söz olur. Garip şairlerinin bu yıllarda yayımlanan şiirleri, şairleri tarafından sevinçle karşılanıyor olmasına rağmen, “aradıkları/görmek istedikleri” şiirler değildir. Onlar, Oktay Rifat’ın tanımlaması ile "bambaşka" bir şiir özlemi içindedirler. Melih Cevdet Anday bu dönem hakkında: “Şiirden çok şey ummuştuk. İstediğimizi bulamamıştık. Rahatsızlığımızı yok etmek için hem saadet anlayışımızı, hem şiir anlayışımızı değiştirmemiz gerektiğini sık sık konuşurduk.” (1951: 2) der. Garipçilerin "bambaşka bir şiir" anlayışı ile yazdıkları şiirleri, Varlık’ta daha önce yayımlanmış şiirlerinden dokuz ay sonra, aynı derginin 15 Eylül 1937 tarihli sayısında ilk kez görülmeye başlar. “Şiirler” genel başlığı ile yayımlanan on şiirin altında Orhan Veli, Oktay Rifat ve Mehmet Ali Sel imzaları bulunmaktadır. Melih Cevdet Anday’ın ise, bu tarihte yurt dışında olmasından dolayı şiiri görülmez. Ancak, Eylül 1937’de yayımlanan şiirler, “Bu sayfayı Şair Melih Cevdet’e ithaf ediyoruz” notu ile yayımlanarak, bambaşka şiir tarzının temsilcileri arasında Melih Cevdet’in de olduğu vurgulanmak istenir. Anday’ın Kasım 1937’de yurt dışından (Belçika’dan) dönmesi ile birlikte, üç şairin ismi Varlık dergisinde bir arada görülmeye başlar. Süreli yayınlardaki şiirleri ile garip karşılanan üçlü, Cavit Yamaç’ın önerisi ve Orhan Veli’nin üçlünün şiirlerini Mayıs 1941’de Garip adıyla kitaplaştırması, üçlünün bu isimle anılmalarını sağlar. Garip’in yayımlanmasından önce askere alınan Anday, iki kez çağrıldığı askerlik görevinin ilkine 1 Eylül 1939’da Aydın’da başlar. İlk terhisten sonra dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in önerisiyle Millî Eğitim Bakanlığı'nda Maarif Matbaası Neşriyat Şubesi Müdür Muavinliği gibi çeşitli görevlerde çalışan Anday, II. Dünya Savaşı'ndan dolayı ikinci kez askere alınır. Millî Eğitim Bakanlığında aynı birimde çalışan ilk eşi Sabahat Tertemiz’le Ekim 1945’te evlenir. Şairin ilk evliliğinden bir yıl sonra da ilk şiir kitabı Rahatı Kaçan Ağaç yayımlanır. Sabahat Hanım'ın 28 Mayıs 1956’da ölmesi ile evlilikleri son bulur. Üç yıl sonra Yaşar Gedikoğlu ile evlenen şair, Yaşar Hanım'la birlikte çeviriler yapar. 25 Ocak 1983 tarihine kadar evli kaldığı Yaşar Hanım'dan İdris (İst. 13.12.1959) adlı çocuğu dünyaya gelir. Yaşar Hanım'dan boşandıktan sonra ise üçüncü ve son eşi Suna (Beğensel) Akkan’la 16 Haziran 1983’te evlenir. Muzaffer Melih Anday’ın devlet memurluğundaki ilk görevi 1 Eylül 1936’dan 17 Ekim 1938’e kadar süren Devlet Demiryolları 2-5 Memurluğudur. Bu görevinden istifa ederek ayrılan şair, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in önerisiyle Maarif Matbaası Teknik Büro Şefliği'nde çalışmaya başlar (14 Mart 1942). Altı ay sonra aynı büroda fotoğrafçı olarak çalışmasını sürdürür ve 23 Temmuz 1943’te Çocuk Neşriyatı İhtisas Müşaviri olur. 30 Aralık 1943’e kadar kaldığı bu görevinden sonra, sırasıyla Maarif Matbaası Ankara Şubesi'nde Karşılaştırıcılık (1 Ocak 1944-30 Mart 1944), B. T. O. Neşriyat Şubesi'nde Müdür Muavinliği (30 Mart 1944-28 Ekim 1944), Maarif Matbaası Neşriyat Şubesi'nde Müdür Muavinliği (28 Ekim 1945- 18 Temmuz 1947) görevlerinde bulunur. 1946 seçimlerinden sonra Ankara Genel Kitaplık Memurluğuna atanan Anday, 17 Eylül 1951’e kadar sürdürdüğü bu görevinden istifa ederek ayrılır. Böylece ortaöğrenim için geldiği Ankara’dan 21 yıl aradan sonra ayrılarak, İstanbul’a döner ve 51 yıl sürecek olan İstanbul yaşamı böylece yeniden başlamış olur. İstanbul’da Eylül 1953’ten itibaren Akşam gazetesinin "Sanat ve Edebiyat" sayfasını yöneten Anday, daha sonra, kısa süreliğine de olsa Yapı Kredi Bankası'nın Doğan Kardeş Yayınlarının kitap bölümünde Vedat Nedim Tör ve Şevket Rado ile birlikte çalışır. 18 Aralık 1957’de Tercüman gazetesinde önce kendi adıyla, 24 Haziran 1958’den itibaren de Yaşar Tellidede takma adı ile köşe yazıları yazar. Bu tarihte, Murat Tek imzasıyla da romanlarını tefrika eder. Gazetecilik hayatına Büyük Gazete, Yeni Tanin, İkdam, Vakit, Yeni Memleket, Vatan, Yeni İstanbul, Ulus, Dünya gibi birçok gazetede köşe yazıları yazarak devam eden Melih Cevdet Anday, 1954’te başladığı İstanbul Belediyesi Konservatuar Müdürlüğü'ndeki Tiyatro, Avrupa Edebiyatı, Diksiyon ve Fonetik öğretmenliği görevlerinin yanı sıra 10 Şubat 1961’den itibaren de Nadir Nadi’nin önerisiyle Cumhuriyet gazetesinde yazmaya ve çalışmaya başlar. 29 Nisan 1997 tarihine kadar bu gazetede haftalık köşe yazıları yazar ve birçok romanını da bu gazetede tefrika eder. Gazeteciliğinin yanı sıra, Türk Edebiyatçılar Birliği Başkanlığı (1963) görevinde de bulunan Anday, 1964-1969’da TRT Yönetim Kurulu Üyeliği yapar, 1979-1980’de ise UNESCO Genel Merkezi'nde Eğitim Müşaviri olarak çalışır. “Ozan her şeyden önce ölmemeye bakmalıdır, çünkü yaş bir gün ona, dünyada yapılacak işlerin en yücesinin şiir olduğunu gösterecektir.” (Anday 1976:741) diyen Melih Cevdet Anday, solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla tedavi gördüğü Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Koşuyolu Hastanesi'nde, 28 Kasım 2002’de ölür. Mezarı, Büyükada Mezarlığı'ndadır. Cumhuriyet devri Türk şiirinin önemli isimlerinden birisi olan Melih Cevdet Anday, edebiyat tarihlerimizde Garip Şiirinin ya da diğer adıyla I. Yeni Şiirinin üç isminden birisi olarak bilinir. Yazın hayatına -şiirle- lise yıllarında başlayan Anday, “Sarı-Siyah” ve “Hatırlama” adlı ilk şiirlerini İnkılâp dergisinde yayımlar. Melih Cevdet Anday’ın, kitaplarına alınmamış ve birçok kaynakta ilk eseri olarak gösterilen “Ukde” (Varlık, S. 81, 15 İkinciteşrin (Kasım) 1936, s. 134) şiirinden önce yazdığı dört şiiri ise ilk kez Mitat Durmuş (2004: 677) tarafından tespit edilmiştir. Anday’ın yazın yaşamının ilk yıllarında önemli olan diğer bir süreli yayın ise lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Sesimiz dergisidir. Bu derginin yedinci sayısından itibaren görülen Anday, Nisan 1933’ten Mayıs 1936’ya kadar 4 şiiri ile değişik süreli yayınlarda şiirlerini yayımlatır. 15 İkinciteşrin (Kasım) 1936 tarihinden itibaren Varlık dergisinde yazı ve şiirleri görülmeye başlayan Melih Cevdet Anday, edebiyat kamuoyunun karşısına da bu dergi ile çıkmış olur. Bu açıdan Varlık dergisi bir bakıma Garip şiirinin de tarihi/talihi olur. Varlık, Servet-i Fünun Uyanış, S.E.S. (Sanat-Edebiyat-Sosyoloji), İnsan, Gün, Yurt ve Dünya, Akşam, Ulus, Meydan, Hür Türkiye, Yeni Adam, Kaynak, Yaprak, Yelken, Yeditepe, Yeni Ufuklar, Dost, Yeni Dergi, Dönem, Soyut, Papirüs, Türk Dili, Milliyet Sanat, Gösteri, Sanat Olayı, Çağdaş Eleştiri, Adam Sanat, Gergedan, Argos, Defter, Ludingirra, Yaşasın Edebiyat gibi dergi ve gazetelerde şiirlerini yayımlatan Melih Cevdet Anday; Yağmur ve Toprak, Mavi, Eylem, Yeni Edebiyat, Doğu ve Batı, Yön, Oluş, Büyük Gazete, Vatan, İkdam, Yeni Memleket, Türk Sesi... vb. süreli yayınlarda da düz yazılarını yayımlatır. 1950’li yıllardan son şiirinin yayımlandığı 1997’ye kadar çeşitli gazetelerde sanat-edebiyat sayfası hazırlayıcısı, köşe yazarı, roman yazarı vb. olarak çalışmasına rağmen, şiirlerini gazetelerde yayımlatmaz. Akşam, Tercüman, Büyük Gazete, Yeni Tanin, İkdam, Vakit, Yeni Memleket, Vatan, Yeni İstanbul, Ulus, Dünya gibi gazetelerde yazı faaliyetini sürdüren Melih Cevdet Anday, 10 Şubat 1961’den sonra da Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapar. “Bugünkü dünyayı dolduran insanlar yaşamak hakkını mütemadî bir didişmenin sonunda bulmaktadırlar. Her şey gibi şiir de onların hakkıdır ve onların zevkine hitap edecektir.” söylemi ile edebiyat kamuoyunun karşısına çıkan Garip Şiir Hareketinin üç isminden birisi olan Anday, şiiri müreffeh sınıfın malı olmaktan çıkarmayı amaçlarken, halkın şiiri anlaması için bir bakıma sınırlayıcı konumda gördüğü “şiir tanımları”nı da yok saymak ister. Yine “şiirin etrafına yığılan bütün tefsirleri ve izahları kaldırmalı ve tesis edilmek istenen ‘şiir ilmi’ yok edilmelidir” (Anday 1941: 1) der. Bu ifade aynı zamanda kendilerinden önce yapılmış şiir tanımlarını tanımadıklarını veya yok saymak istediklerini gösteren bir anlamı da içermektedir. Değişiklik sadece şiirin içeriği ve dilsel varlığında değil, şiir zevki ve metin karşısında okuyucunun konumu ile de doğrudan ilgilidir. Edebiyatın bütün türlerinde başarılı örnekler vermiş olan Anday, asıl “uğraş alanı” olarak şiirin bilinmesini ister (1992: 218). Anday, özellikle 1940-1950’li yıllarda şairi, “bir politika adamı kadar milletinin sözcüsü” (S. E.-M. C. A. 1947: 10) olarak görmesi ve şiire de bu düzlemden bakmasına rağmen, daha sonraki dönemlerde değişen şiir anlayışına paralel olarak şair ve şiir tanımlamalarını da değiştirir. Ona göre şiir, daima bir araştırma ve yeni oluşumlara açılabilme olanakları sonsuz olan bir kaynaktır. Tanımlamanın, yaşanan zaman içinde bir anlam ileticisi olduğuna inanan şair, yaşanan zaman aralıklarından ve yapılan tanımlamalardan şiiri kurtararak daha geniş bir çerçeveden şiire bakılması gerektiğini vurgular. “Şiiri, olsa olsa Tanrılara benzetebiliriz.” (1981: 62) derken “Tanrılara” ait olan “ezeli ve ebedi” sıfatının şiiri kapsayıcı olmasına da dikkat çekmek ister. Şiirin, geçmişte bir noktadan başlanarak tarihinin yazılamayacağını söyleyerek, gelecekte de biteceği öngörüsünde bulunulamayacağını belirtir. İlkel insanın bir sözünün modern insan için belki de bir açılım olabileceğine inanan Anday, “Eski Mısır şiirinin altına bugünün imzası atılabilir” (1981: 62) derken zaman aralıkları atlanmış kapsayıcı zaman içindeki şiirin varlığına yönelmeyi esas alır. Melih Cevdet Anday’ın “Tohum” adlı şiirinin yayımlanması ile başlayan Garip’ten kopuşu 1960’lı yıllarda çok daha belirgin bir özellik göstermeye başlar. Anday şiirinin en fazla üzerinde durulması gereken dönemi de bu dönemdir denilebilir. Anday’ın şiirde ulaşmak istediği nokta, 1960’tan sonra başlayan değişimle birlikte kendini gösterir ve son şiir kitabı Yağmurun Altında ile bu şiirsel ereği doruk noktasına çıkar. 1960’tan sonraki şiirleri, anlamını kolay iletmeyen metinler olarak görüldüğünden, Anday, bu şiirlere ilişkin bir bakıma açıklayıcı “Ek”ler yazar. Bu ‘ek’lerle hem şiirinin kaynaklarını hem de şiir hakkındaki düşüncelerini açıklamış olur. Şair, şiirindeki değişimi anılarını topladığı Akan Zaman Duran Zaman I adlı kitabında şu cümlelerle anlatır: “İlk şiirlerim ölçülü uyaklı idi; sonra düzencesini (disiplinini) kendine özgü mantığında arayan şiire yöneldim.” (Anday 1984: 131) Melih Cevdet’e göre şiir ne bir duygunun ve ne de bir düşüncenin aktarım aracıdır. Çünkü şiir başka bir dildir ve bir yapı işçiliğine dayanır. Sonradan bu yapının içine girip oturuluyor olması, bakanların duygulanması ya da bu yapıya amaçsal bir işlev kazandırılması şiirden sonraki eylemlerdir. Anday, şiiri, her şeyden önce bir dil olgusu olarak değerlendirir. Felsefî bir sorun boyutuna taşınan şiir, “mantık dilini kurcalamak ve eleştirmek” şeklinde tanımlanır ki, Anday’a göre bu dil, felsefe, mantık ve konuşma dilinden ayrı bir “üst dil”dir. Mantıkta doğru ve yanlışın dışında üçüncü bir kategori olan “ne doğru ne yanlış” kategorisi içinde yer alabilecek olan şiir, söylemin doğruluk ve yanlışlığına bakmaz, anlıkta çağrıştırdığı imgeyi esas alır. Bu sebeple Anday’a göre şiirde mantık aramak boşuna bir çabadır. Anday şiiri, anlaşılan değil kendisine varılandır. Şiiri düz yazıdan ayıran ölçüt de düzyazı mantığı ile şiir mantığının farklılığıdır. Şiir, mantığa göre yazılmaz, “şiir mantığına” göre yazılır düşüncesinde olan şair, şiir-düzyazı ilişkisini şu cümlelerle anlatır: “Şiiri şiir yapan şey, kelimelerin nesir düzeyinden başka bir düzende sıralanışıdır” (Anday 1954: 5). “Başka bir akıldır şiir.” (Ertop 1991: 8) diyen Anday, onu “bütün edebiyat türlerinin okulu” (Koçak 1989: 81) olarak görür. Şiiri bir araştırma alanı olarak gören şair, 87 yıllık şiir yaşamı boyunca şiirin birçok alanında olduğu gibi anlam konusunda da daima bir araştırma peşindedir. Türk şiirinde belki de ilk kez Anday’la görülen, şiiri için ek açıklama yazma gereği duyma isteği, anlamı itmediğinin, okuyucuyu dıştalamadığının bir göstergesidir. Anlam konusunda bütün olup biten içerik ve yapının kuruluşu ile ilgilidir. Özellikle Kolları Bağlı Odysseus’tan sonraki şiirlerde birey ve onun belleksel varoluşunu irdelemek için zaman, uzam ve olay atlamaları yapması, mitolojinin yaşanılan zamana taşınması basit insanın kapalı görülen yanını açmak içindir. Okuyucuya kapalı görülen de “basit” sıfatını arkasına almış “insan”ın varoluş gerçeğini şiir dili içinde karşılıyor olmasıdır. Bu bakımdan Melih Cevdet Anday’ın şiiri saklanan bir şiir değildir, yakalanamayan bir şiirdir. Şiirle özdeşleşmek isteyen okuru durduran, geri iten, dışta bırakan da budur. Okuyucunun doğrudan şiirdeki anlama girmesini engelleyen şey, Anday’ın şiirde aradığı erekle doğrudan ilgilidir. Bu noktada (okurun aradığı ile şairin aradığı arasındaki fark) Anday şiirini kapalı ve anlamı kolay iletmeyen şiir konumuna getirir. Gerek şiir metinlerinde gerekse denemelerinde Anday, şiiri, “soyut şiir” alanına çekmek ister ve bunda son derece başarılıdır. Duygularla ve akılla algılanan somut gerçekler ve cisimlerdeki tikel özellikler yerine, onların evrensel özelliklerini (tümelleri) imgelem yoluyla bulup kavramlar hâlinde yeni düzenlere koyan bir şiiri esas alır. Anday, Yaprak dergisinde yayımlanan şiirleri ve şiir çevirileri ile daha fazla sosyal/siyasî temalara eğilimlidir ve şiirsel iletisini bu noktaya konumlanmış durumdadır. “Zenci Şairlerden Örnekler” genel başlığı ile yayımlanan şiir çevirileri belirgin bir siyasî içeriği imlemesine karşılık, özellikle Kolları Bağlı Odysseus’tan sonraki şiirlerinde bu içerik şiiri kurmada kullanılan bir ögeden öteye geçmez. Anday şiirinde, özellikle Kolları Bağlı Odysseus’un yayımlanmasından sonra başlayan değişim, Garip dönemi içindeki poetik söylemlerden de ayrılır. Şiirde anlam, dil kullanımları, okuyucu kitlenin değişimi Garip dönemine göre birçok değişikliğe uğramıştır. Şiir, Kolları Bağlı Odysseus’la birlikte herkesçe okunan metin olmaktan çıkmış, kendi okuyucusunu arar olmuştur. Anday şiirindeki bu değişim, aynı zamanda Anday’ın şiirsel metne bakışındaki değişimi ve şiirde, şairce amaçlanan iletinin farklılaşması ile de doğrudan ilintilidir. Anday’ın poetikasını kurduğu şiirsel söz, tarih ve kültür odaklarının yaşanmış zamandan yaşanılan zamana doğru geçişkenlik göstermesi sonucu, geçmişin mitosu ile yaşanılan zamanın ve geleceğin ütopyası arasında doğrudan bir bağ kurma işlevi üstlenmiştir. Giderek “ortalama okur”dan uzaklaşan şair, sürdüğü izleklerde, geliştirdiği biçim ve biçemlerde modern şiir anlayışına kayar. Söz ya terk edilmiş ya girilmesi önlenmiş alanlara açılır. Bu yüzden de verili bir okuma biçimine koşullandırılmış tüketicisiyle arasına aşılmaz setler koyar. Anlamın başka alanlarda arandığı, içeriğin alışılmışın dışına çıktığı ve biçemde farklı kullanım şekillerinin kendini gösterdiği bir dönemi içine alan Kolları Bağlı Odysseus sonrası şiirlerinde Anday, kendi okurunu kendisi kurgular. Bu dönem şiirlerinde, şiir artık ne açıklamaya ne de duygulandırmaya yöneliktir. Tam tersine okurunca öğrenilmek, tamamlanmak ister. Çağdaş fiziğin uzay-zaman ve uzam sürekliliğinden, tasavvufun iç deney öğretisine, mitolojiden hareketle insanın köken bilgisine; belleksel, tinsel varoluşuna ve diyalektik düşünceye kadar yayılan bir içerik düzleminin çözümlenebilmesi için, okurun metne etkinlikle, kültürel bir üretkenlikle katılmasını zorunlu kılar. Çünkü söz, kendi kendisinin de imi olma özelliğini bu metinlerle kazanır. Şairin ilk dönem şiirlerinde sıkça görülen humour, ironi, alay gibi mizahî ögeler, Kolları Bağlı Odysseus’tan sonraki şiirlerinde yerini bireyin trajik varoluş sorununun irdelemesine bırakır. Mitolojiye kaçış, yönelme ya da dayanma hep bu birey trajedisini sorunsal bir olgu olarak irdeleme ereğinin, bir tür tarihsel sorgulamasını yapma düşüncesinde saklanır. Bu sebeplerden dolayı Anday şiiri, kopuk okumalara kapalıdır. Okurundan daima metin üzerinde yoğunlaşmayı ve metinlerarası üretkenliği bekler. Şiirinin anlamını sadece sözsel ifadelere dayandırmak istemeyen şair, bunu biçimsel kuruluşlara da yansıtır. Okur, kimi zaman bir ‘ses’in ardında olduğunu okuma eylemini tamamladıktan sonra öğrenir. Klasik şiir inceleme yöntemleri ile Anday şiirine bakmak ve onu anlamaya çalışmak, bu açıdan sonuçsuz kalır. Melih Cevdet Anday’ın Kolları Bağlı Odysseus’tan sonraki şiirlerinde dikkati çeken önemli değişikliklerden, arayışlardan birisi de, bu dönemden sonraki şiirlerinin uzun soluklu oluşudur. Ele alınan temanın genişçe işlenebilmesi olanağını artırmak amacını da güden şairin, bu dönem şiirlerinde kimi zaman kısa şiirlerine de rastlanmakla birlikte, bu şiirler, uzun bir şiirin parçalarıymış izlenimi verir. İlk şiiri 1933, son şiiri 1997 yılında yayımlanan şiir, roman, deneme, öykü ve tiyatro türlerinde eser vererek çok yönlü bir sanatçı kişiliğe sahip olduğunu kanıtlayan Melih Cevdet Anday, bu türlerde çeviri örnekleri de vererek edebiyatımıza büyük katkı sağlamıştır. Birçok yabancı dilden (Rusça, İngilizce, Fransızca, Farsça, Arapça, Yunanca) değişik türlerde eserler çevirmiş olan Anday, bu çevirilerini kimi zaman tek başına, kimi zamansa birkaç arkadaşı (Orhan Veli, Oktay Rifat, Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu, Mîna Urgan, Vedat Günyol, Hilmi Yavuz, Halit Çakır) ve ikinci eşi Yaşar (Gedikoğlu) Anday ile birlikte yapar. Kitaplaşan çevirileri dışında, süreli yayınlarda kalmış değişik türlerde çeviri örnekleri de vardır. (Durmuş 2011: 644) 1960’larda roman ve tiyatro türlerine de yönelen Anday’ın romanları iki aşamada ele alınabilir. Birinci aşamayı, gazeteciliğinden kaynaklanan günlük gereksinme ile kimi yazılarını yayımlarken de yaptığı gibi takma ad kullanarak önce Tercüman, daha sonra da Cumhuriyet’te tefrika edilen romanları oluşturur. Genel olarak, Cumhuriyet döneminin toplumsal koşulları içinde birey olma/vatandaş olma evrelerinden geçmekte olan insanların birbirleriyle olan günlük ilişkilerinin sergilendiği bu romanlarında (Yağmurlu Sokak, Meryem Gibi, Birbirimizi Anlamalıyız), olay akışı kırık çizgilerle ilerlemekte, yer yer şaşırtıcı biçimlere bürünmekte, çözümler romanın sonunda verilmektedir. Kendi imzasıyla yayımladığı Aylaklar, Anday romancılığındaki ikinci dönemi başlatmasıyla ayırıcı öneme sahiptir ve söz konusu dönem, sonraki romanları Gizli Emir, İsa’nın Güncesi ve Raziye ile sürer. Anday tiyatrosunun özgün dokusu, dramatik durum içinde kıstırılmış oyun kişilerinin, kendi içsel yaşantıları bağlamında kotardıkları “oyun”ların diyalog düzeni içinde dile gelmesiyle ortaya çıkar. Kişilerin oynadığı “oyun”lar, yapıtta yansıyan dramatik durumun özelliklerine göre belirlenir. Anday’ın bütün oyunlarında dramatik durumu oluşturan iki temel etken, “zaman” ve “uzam”dır. Her oyun özgül bir zaman ve uzam dinamiği üzerine kurulur. İletişimsizlik, Anday’ın uyumsuz tiyatro anlayışı içinde değerlendirilen dört soyut oyununda da (Yarın Başka Koruda, Dikkat Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler, Müfettişler) söz konusudur. (Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi 2001: 104) Cumhuriyet devri Türk edebiyatında önemli bir deneme yazarı olarak da dikkati çeken Anday, denemelerinin içeriğini; “Ben şiirde, tiyatroda olsun, tüm yazılarımda, hep Türk kafasını yükseltmeye, inceltmeye yöneldim” sözleriyle ifade ederken denemelerde ele aldığı konuların çeşitliliğini de vermiş olur. Anday’ın yapıtları Rusça, Sırpça, Fransızca, İngilizce, Bulgarca gibi çok sayıda dile çevrilmiş, Mikado’nun Çöpleri adlı oyunu Bremen Radyosu’nda Almanca seslendirilmiştir. Macarca olarak Macaristan’da sahnelenen İçerdekiler adlı oyunu büyük ilgi toplamıştır. Aylaklar televizyona uyarlanarak TRT’de gösterilmiş; aynı eser 1994’te A. Savaşal tarafından, Raziye adlı eseri ise 1990’da Y. Kurçenli tarafından sinemaya uyarlanmıştır. (Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi 2001: 105) Kaynak: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/melih-cevdet-anday