22px
1İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
2Ve başlar bize maval okumaya.
3Ninniler uydurup uyutur bizi
4dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
5zifiri karanlık hayatından.
6Gösterir bize evvel zamanı,
7tek doğru, en güzel örnek, der.
8Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
9Senin tarih dediğin işte budur,
10alnında altı bin yıllık buruşuklar
11ve bir o kadar da kuşku.
12Başı geçmişe bir düşe değer,
13sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
14bir deri bir kemik,
15ayakta zorla durur.
17Ben hiç tiksinmem ondan,
18karşıma alırım onu arada bir,
19anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
20Bir parça feylesofa benzer o,
21bir parça sırtlana benzer,
22berbat suratıyla da bir hortlağa.
23Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
24başlar paslı, boğuk bir sesle
25bir bir bana anlatmaya,
26sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
27Hep yıkım üstüne yıkım,
28acı üstüne acı!
29Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
30çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
31kanlar yağar dört bir yana.
32En başta bir kanlı bayrak.
33Kanlı bir taç gelir arkasından.
34Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
35Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
36mancınık, top, tüfek, sapan.
37Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
38En son alay alay esirler geçer.
39Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
40çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
41Yıkımlara, acılara alkış tut,
42yüksekten bakanlar önünde eğil,
43insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
44doğruluk lafta, yürekte değil,
45iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
46Bir gerçek var, tek bir gerçek:
47Eli kolu bağlayan zincir.
48Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
49Hak güçlünün, kötünün yanı.
50Uzun lafın kısası:
51Ezmeyen ezilir!
52Nerde bir şeref var, iğreti.
53Nerde bir mutluluk var, yama.
54Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
55Din şehit ister, gökyüzü kurban.
56Her yanda durmadan kan akacak,
57durmadan her yanda kan!
59İşte böyle inler, sayıklar o,
60anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
61ne yolda, nasıl sürdüğünü.
62Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
63Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
64yankısını korkunç bir iniltinin,
65ben de başlarım birdenbire titremeye,
66toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
67Savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
68indir bu acıklı sahnenin perdesini!
69Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
70Sen de, gelenekçi iskelet,
71yazdığın kara yazılara bir son ver,
72aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
73Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
74Bizden iyi geceler onlara,
75bizden onlara iyi uykular!
76Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
77koşuyorsun karanlıklara doğru?
78Kanla oynamış gibisin,
79kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
80Sen buna kahramanlık mı dedin?
81Onun kökü kan ve hayvanlık be?
82Şehirler çiğne, ordular dağıt,
83kes, kopar, kır, sürükle,
84ez, vur, yak ve yık.
85Yalvarmalara yakarmalara boş ver,
86gözyaşlarına iniltilere aldırma.
87Ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
88ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
89Sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
90kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
91mezar taşına dönsün her ocak,
92damlar çöksün yetimlerin başına.
93Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
94Hey bana bak, başbuğ musun ne?
95Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
96Her başarı bir yıkım bir mezarlık,
97işte bir yavrucak yatıyor şurda,
98ey cihangir, onu gör de utan!
99Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
100nice acılar verdin bütün insanlara,
101inim inim inlettin bütün insanları.
102Parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
103hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
104Göz yaşından incilerin nerde hani?
105Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
106Eski çağlar nasıl kanmış size?
107Ey kan içen kargalar,
108bütün karanlıklar sizinle dolu!
109Artık yeter fikri susturduğunuz,
110yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
111zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
112Hadi gidin tarih korusun sizi,
113-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
114gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
115İşte müjdelerin en güzeli,
116işte en gerçek özgürlük
117düşümüzdeki gelecek çağlarda:
118Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
119ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
120ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
121ne tapılan, ne tapan,
122ben benim, sen de sen!
124Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
125kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
126savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
127Belki duyulmadık bir öykü,
128belki korkunç bir masal.
129Çok sürmez köhne kitap,
130fikri gömen sayfaların
131bugün olmazsa yarın yırtılacak.
132Ama kim yapacak dersin bu işi?
133Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
134hangi güç kalkar, ben yaparım der?
135Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
136Tamam, işte oldu şimdi!
137Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
138o somurtkan ve dokunulmaz.
139Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
140Gökyüzü, sen söyle,
141yüzyıllarca sel gibi akan su,
142- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
143kuru sesi zindandaki bir adamın,
144iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
145bir geniş "oh!", bir derin "eyvah!",
146bir yakarış, bir övgü,
147Şimdi tüy gibi bir rüzgar,
148Şimdi ağzın bir kasırga.
149Dokunaklı bir yakınma şimdi,
150sabredemeyen bir başa kakma,
151bir titreme, bir çan sesi,
152bir savaş davulunun gümbürtüsü,
153için için ağlamasi çaresizliğin,
154kahrın iyilikbilir kişnemesi,
155bir söylev, apaçık, gürül gürül,
156Şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
157bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
158Şimdi korkunç bir haykırma -
159bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
160inleyen boş kubbe, sen söyle!
161Sen ki her sesi yankılayansın,
162söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
163daha yukarlardaki şu tanrı katına
164hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
165Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
166Binlerim seni, göklerin tanrısı,
167din ulularından dinlerim seni:
168"Ne benzer var, ne noksanı,
169canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
170Odur veren yiyeceği içeceği,
171düşleri gerçek yapan o,
172bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
173açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
174el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
175her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
176Seni böyle övüp duruyorlar işte.
177Oysa senin en üstün özelliğin ne,
178"Ortaksız" oluşun değil mi?
179Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
180Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
181Ve topu ortaksız ve tek.
182Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
183ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
184Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
185Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
186ve topunun görünmez bir tanrısı.
187Topunun adanan bir cenneti var,
188ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
189ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
190Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
191Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
192Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
193sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
194Ama tanrılar ne derse onu yapacak.
196İnanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
197"Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
198Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
199Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
200Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
201belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
202karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
203Kusurum ne? Kuşkuda olmak mı?
204Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
205İnsan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
206Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
207Kimbilir, öbür dünya belki de var.
208Madem bu beden o ölümsüzün işi,
209ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
210Hadi diyelim aslımız toprak bizim,
211sen gel onu kederden bir çamur yap.
212- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
213insaf be, bu kadarı da olur mu?
214Sen gel hem yoktan var et,
215sonra da ettiğini boz, kötüle.
216Hiç bir yaradandan ummam bunu:
217Yaradan yok eder, ama perişan etmez!
219En zorlu düşmanın işte, tanrı,
220boğmak ister seni ulu katında,
221çok iyi tanırsın sen o yılanı,
222onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
223bir tadımlık vermiştin hani.
224Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
225Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
226ya da bilemedin işin nereye varacağını.
227"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
228bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
229Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
230elleriyle parçalıyor heykelini.
231Sense, iler tutar yerin kalmamış,
232göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
233Burçlarında yıkılmalar falan hani?
234Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
235O kızgın soluğun hani nerde?
236Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
237Ne büyük acını gören bir göz.
238Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
239Oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
240bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
241Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göç gir de,
242bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
243Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
244Zaten yalana ağlasa ağlasa,
245bir ikiyüzlüler ağlar,
246bir de ahmaklar.
248* Tarih-i Kadim: eski çağlar tarihi
Mısra Şerhleri
Şiirin edebi analizi, şerhi ve eski kelimelerinin anlamlarını incelemek için altı çizili sarı mısraların üzerine tıklayabilirsiniz.
Kaynak: siir.sitesi.web.tr
Teknik Künye
Aruz